Emrah'ın babası zengin bir ağadır.İyi bir baba ve eştir tek kusuru Kumarıdır.Bbası kumar oynarken tanıştığı bir kadınla ilişkiye girer.Kadın Emrah'ın annesine iftira attırır.Babası annesini kovar,Annesi bu iftiradan sonra intihar etmek üzereyken Emrah mani olur.Annesiyle beraber çiftlikten ayrılırlar... Ana oğul yaşamın zorlu şartlarında hayata tutunmaya çalışacaklardır..
Aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dedemin İnsanları
Ozan, Egede küçük bir sahil kasabasında yaşayan 10 yaşında bir çocuktur. Girit göçmeni dedesi Mehmet Bey nedeniyle arkadaşları onunla gavur diye alay etmektedir. Yalnız kalmaktan korkan Ozan, başta dedesi olmak üzere ailesine kızar Biz Türküz. diyerek onlara kafa tutar.
Ozanın dedesi Mehmet Bey, kasaba eşrafından, saygın bir adamdır. Kasaba halkına kol kanat gerer, sorunlarıyla ilgilenip, onlara yardım eder. Hoşgörürsüyle bilinen Mehmet Bey torununun bu durumundan dolayı üzülmekte ve endişe duymaktadır.
Mehmet Bey daha yedi yaşındayken, ailesi zorla topraklarından kopartılmış, mübadeleyle Giritten göçmüşlerdir. Mehmet Beyin en büyük arzusu ölmeden evvel doğduğu toprakları görebilmektir. Bu özlemle sık sık içinde mektuplar olan şişeleri Egenin mavi sularına bırakmaktadır.
DEDEMİN İNSANLARI, küçük bir kasabada yaşayan on yaşında bir çocuk ve dedesi aracılığıyla, bir ailenin ve bir ülkenin geçirdiği büyük değişimi anlatıyor. Kalabalık ve sıcak Ege insanlarının hikâyesini izlerken, mübadeleye, öteki olmaya, nereye gidersen git bir yere ait olamamaya, iki yakaya, çok sayıdaki azınlığa, ihtilallere, bir defa daha ama bu kez farklı bir yerden bakacaksınız.
Son İstasyon
Ruhi taşrada küçük bir istasyonda emekliliğine gün sayan bir memurdur. Emekli ikramiyesiyle çatısı akmayan bir ev alıp hayatının son demlerini huzurlu bir şekilde geçirmek ise en büyük hayalidir. Fakat kızı Esra ve küçük oğlu Önder’in daha iyi yaşamak gibi masum hayalleri vardır. Onların bu hayalleri bütün aileyi bir anda İstanbul’a sürükler. Ruhi’nin eşi ve annesiyle birlikte İstanbul’a gelmesiyle gelişen olaylar artık kimsenin kontrolünde değildir.
SONBAHAR
Yusuf 1997 yılında 22 yaşında üniversite öğrencisi iken girdiği cezaevinden, 10 yıl sonra sağlık nedenleriyle tahliye edilir. Yusuf 'u, cezaevinden çıkıp geldiği Doğu Karadenizde ki köyünde bir tek yaşlı ve hasta annesi karşılar. O cezaevinde iken babası ölmüş, ablası ise evlenip büyük bir kente taşınmıştır. Ekonomik nedenlerle sadece yaşlıların kaldığı bu dağ köyünde Yusuf bir tek çocukluk arkadaşı Mikail ile görüşmektedir. Sonbaharın kendini yavaş yavaş kışa teslim ettiği günlerde, Yusuf Mikail ile gittiği bir meyhanede fahişelik yapan genç ve güzel Gürcü kızı Eka ile karşılaşır. Farklı dünyalardan gelen bu iki insanın birlikteliği için ne zaman ne de koşullar uygundur. Yine de Yusuf için aşk son bir kez hayata tutunma ve kendi yalnızlığından sıyrılma çabasına dönüşür. Eka içinse Yusuf bu dünyadan çok uzakta, hatta şimdiki zamanda yaşamayan, Rus romanlarından kaçmış bir karakterdir. 90 sonrasını arka planına alarak bir dönemin ironisini, acımasızlığını ve gerçekliğini ele alan filmde, yakın tarih hem belgeleniyor hem de eleştirel bir süzgeçten geçiriliyor.
RİNA
Bir ada hikayesi olan Rina'da Ali, Ömer ve Umut adalı üç yakın arkadaştır. Ali plajda çalışmakta ve her yaz aşık olduğu kızın tatile gelmesini beklemekte, Umut babasıyla balıkçılık yapmakta ve adada sepetçilik yapan Zehra'ya sırılsıklam aşık ama bir türlü sevgilisinin abisine konuyu açamamakta, Ömer ise babasıyla üzüm bağında çalışmaktadır. Ayrıca bağın kendisine ayrılan küçük bir kısmında kendi şaraplarını üretmek üzere formüller üretmektedir. Bu üç kafadarın tek umudu ise birlikte bir şarap fabrikası kurmaktadır. Tüm çabaları gerekli parayı bir araya getirmek içindir. Bu hayale sıkı sıkı sarılan kafadarların hayatı Vasilis'ten gelen bir haberle alt üst olur... Artık herkes için gerçek duygularıyla yüzleşme vakti gelmiştir...




